Hani böyle müzikler vardır ya, dinleriz seve seve. Dinleriz ama kim bilir hangi hislerle yazılmıştır, kimlere sesleniyordur… Bilmeyiz pek. Elimizde birkaç ipucu vardır, sözleri vs ama aslında bir sürü şey dibinde…
Ziyadesiyle pek çok sevdiğimiz Jülide Özçelik yeni bir albüm çıkarmış ya. Yılbaşı civarında çıkmış hem de, neredeyse bir ay olmuş. Duyup da söylemeyenler, bilip de bilmemezlikten gelenler varmış aramızda. Ne kadar ayıp…
James Mercer‘ın çeşitli maceraları yüzünden, dağılıyor mu, artık albüm yapmayacak mı, başka tarzları deneyip boklanacak mı diye düşündüğümüz The Shins nihayet mart ayında yeni albümle gelecekmiş.
Burda en çok bahsi geçenlerden biri Tom Waits. Takip edenlere gına gelmiş olabilir ama ne kadar anlatsam yine de yetmez bu adama. O yüzden devam ediyorum bildiğime : )
Beklenti denen pisliğe yenildiğim anların sayısı hiç de az değil. İnsanın aklında her daim ayrı bir hayat, ayrı bir dünya var. Bir çeşit rüya aslında. Sevmediğimiz kalabalıktan, şu bilgisayarlardan ve cep telefonlarından kaçıp sığındığımız bize özel bir cennet.
İçim ısınıyor her düşündüğümde, yaşama hevesim artıyor.
Çokça üzülüyorken ve hiç geçmiyorken bir an gelir, üzülmeye başladığınız anı hatırlamayamaz olursunuz. İşte tam o anda garip bir huzur hissi yükselir. Nerden ve neden geldiği belli olmayan.
Yıllardır boşa sakladığım albümler aslında ne kadar da tatlıymış. Sarı loş ışıkta elde bir kadeh, etrafta kimseler yokken sanki kulağıma fısıldıyor Madeleine Peyroux.