En sevdiğim gruplardan biri olan Zero 7‘ın en yeni albümünün haberini duyunca pek sevinmiştim. Aranızda duymayanlar ya da Zero 7 ile tanışmamış olanlar varsa, onları da sevindireyim dedim : )
Albümün adı; “Yeah Ghost“. 9 Ağustos‘ta çıkıyor. Aldığım duyumlara göre yeni albüm çok daha karanlık ve depresif olacakmış. Albüm kapağında da benzer sinyaller var zaten.
İlk sızan parça “Everything Up“. Bakalım beğenecek misiniz. Bana sorarsanız eski Zero 7 parçalarının takıntı yapıcı etkisinden biraz uzak gibi “Everything up”. Umarım diğer parçaları bu hissi yaratmaz.
“Müzik klipleri, televizyon için üretilmiş bir müzik pazarlama yöntemi gibi dursa da, aslında basit anlamda müziğin etkisinin görsellik (video) ile güçlendirilmesi. Ama artık TV’nin içeriklerini Internet’te izlemeye yöneldiğimiz için, ancak ilgi çekici klipler müziğin yayılmasında etkili olabiliyor. Yani YouTube’ü ve orada nelerin çok izlendiğini iyice inceleyip klip kurgulamak lazım. “Ya işte bi klibi olsun parçanın, grup arkada çalsın” çok yetersiz artık” demişim FriendFeed’deki bir yorumumda.
Neredeyse son 5 yıldır, Michael Jackson için en az bir “öldü” haberi yayılır, ortalığı kasıp kavurur. Asparagas olduğu anlaşılınca derin bir nefes alınırdı.
Bu sonuncusu için de öyle olduğunu zannetti önce herkes, ben dahil. Ama saatler geçtikçe hiçbir yalanlama haberi çıkmadı. Maalesef gerçekten hayatını kaybetmişti pop’un kralı. Üzgünüm…
Nasıl bir insan olduğu, ne gibi bir hayat tarzı olduğu gibi soruların cevaplarını merak ediyor değilim. Tek bildiğim, döneminin en güzel parçalarını yaptığı ve akıl almaz bir sahne performansı olduğuydu. Böyle kalmasını istiyorum.
İşte Billie Jean‘i söylüyor. Yıl 1983, yer Motown.
Cem Yılmaz’ı hep “komik adam” diye biliriz ya. Sanki 7×24 gülen, güldüren biri gibi gelir, derdi yok tasası yok gibi : ) Başka bir şeylerle uğraşırken de hayal edemeyiz onu mesela. Halbuki pek güzel müzikler üreten de birisidir o.
Evinde profesyonel ekipmanlarla, bilgisayar destekli müzik çalışmaları yapar, filmlerinde kullanır, üzerinde uğraşır. Gösterilerinin giriş çıkışlarında kullanılan ve hatta Hokkabaz‘ın müziklerinin bir kısmını da kendisi yapmıştı. Çok da severim Hokkabaz’ın ana teması olan müziği.
Neyse sadede gelelim. Cem Yılmaz, pek sevdiğimiz Alkışlarla Yaşıyorum‘a güzel bir kıyak yaparak bu muzikal ürünlerinden birini siteye eklemiş. Safiye Ayla‘nın “Ah Bu Gönül şarkıları” adlı parçasının altyapısını düzenlemiş ve bir güzel de kendi sesiyle söylemiş.
Camera Obscura hayatımı şekillendiren iki yegane müzik grubundan biridir. Diğeri de The Shins : )
Başka bir evrene taşır insanı yaptıkları müzik. İskoçya’nın kasabalarından birinde, bir ağacın altında, ayaklarınızı uzatmış, önünüzde upuzun dalgalanan yeşilliği izler, üzerinizden bulutlar geçer gibi… Daha nasıl anlatabilirim/övebilirim Camera Obscura’yı bilemiyorum.
Genel bir sınıflandırma isterseniz; İndie pop, twee şeklinde çerçevelendirebilirim ama aciz kalır ki : )
Bir dönem geçer, sıradaki gelir ama Türk müzik sektöründe yapılan işlerin orjinalliğinin sorgulanması hiç eskimez. Hep birbirine benzeyen Türk-rock gruplarının artık sıktığından bahsedilir. (Bkz: Tuna Kiremitçi)
Cümle sonuna da yurt dışından çıkmış, ücra köşelerde dinlenen bir grup örnek verilir. Bu adı sanı bilinmez yabancı örnekle de “Gördünüz mü ben ne bilgiliyim. Sizin bilmediğiniz grupları dinlerim. Öyle sofistike bir kulağım vardır” ukalalığı da perçinlenmiş olur.
Bu tür tespit cimcimeleri sinirlerimi bozuyor açıkcası. Aynı şeyi zaman zaman ben de yapıyorsam, kendime de sinir oluyorum!
Ortaya çıkan her müziği dinlemek zorunda olmadığımız gibi, aralarından seçmek, araştırmak, leziz örnekler çıkartıp keyfini sürmek de bizim kabiliyetimizle sınırlı aslına bakarsanız. Örneğin; Nekropsi.
Hemen 2 gün sonra, cumartesi, bu yaz ilk gideceğimiz fesvital, Freshtival olacak. Üniversite festivallerini saymıyorum tabi. Neden saymıyorsam : )
Benim gözüm, kulağım özellikle Friendly Fires, The Whip ve Joakim‘de olacak. Friendly Fires hakkında çok güzel şeyler duydum. Jaokim’in de tarzını beğenirim, sahne performanslarını merak ediyorum.
Biraz önce Jazz dedik ya, hazır aklımdayken ülkemizden deneysel bir projeyi paylaşayım istedim; Painted on Water.
Demir Demirkan ve Sertab Erener‘ın başını çektiği bir proje. Amazon’dan dinlediğim kadarıyla, jazz altyapısı üzerine, akustik ve elektronik bağdaştırmalardan oluşan etkileyici bir yapısı var. Vokalin de katkısıyla, yer yer oriental (doğuya özgü) etkiler de sezilmiyor değil.
Kısacası farklı bir iş çıkmış ortaya.
Albüm ilk olarak 9 Haziran 2009′da Amerika’da çıkıyormuş. Bakalım nasıl tepkiler alacak.
We Are Smug’ın ilk albümü grup ile aynı ismi taşıyor. Electro-pop havasında ilerleyen albüm gayet eli yüzü düzgün duruyor. Hot Tub Blues, Good Dress parçaları enfes olmuş.
Keşke sitelerinde kendileri ile ilgili biraz bilgide verselermiş.
Üçnoktabir‘i bilir misiniz? Hani “Dediler ki” parçası Barda filminin müziği olmuş ve bir hayli sevilmişti.
Bir üzücü haber vereyim sonra devam edeyim, Üçnoktabir dağılmış; “Aaaa…” değil mi. Ama geride, Hande Yener’in Romeo isimli parçasının yorumunu bırakmış hediye olarak.
Normalde Hande Yener’in bir parçasının yorumlanmış olması beni pek ilgilendirmezdi ama bu parçanın ilginç kısmı şu; Altyapıda, Metallica‘nın Orion isimli parçasının riffleri var : ))