
Ziyadesiyle pek çok sevdiğimiz Jülide Özçelik yeni bir albüm çıkarmış ya. Yılbaşı civarında çıkmış hem de, neredeyse bir ay olmuş. Duyup da söylemeyenler, bilip de bilmemezlikten gelenler varmış aramızda. Ne kadar ayıp…

Ziyadesiyle pek çok sevdiğimiz Jülide Özçelik yeni bir albüm çıkarmış ya. Yılbaşı civarında çıkmış hem de, neredeyse bir ay olmuş. Duyup da söylemeyenler, bilip de bilmemezlikten gelenler varmış aramızda. Ne kadar ayıp…

James Mercer‘ın çeşitli maceraları yüzünden, dağılıyor mu, artık albüm yapmayacak mı, başka tarzları deneyip boklanacak mı diye düşündüğümüz The Shins nihayet mart ayında yeni albümle gelecekmiş.
Ağlamak kolay. “Bizim imkanlarımız çok kısıtlı. Ah bize bi’ şans verilse” diye ağlayanlardan bahsediyorum. Özellikle öteki blogumdaki bir yazıya yorum püskürten 499 arkadaş, bi’ kulak verin…
Burda en çok bahsi geçenlerden biri Tom Waits. Takip edenlere gına gelmiş olabilir ama ne kadar anlatsam yine de yetmez bu adama. O yüzden devam ediyorum bildiğime : )

Beklenti denen pisliğe yenildiğim anların sayısı hiç de az değil. İnsanın aklında her daim ayrı bir hayat, ayrı bir dünya var. Bir çeşit rüya aslında. Sevmediğimiz kalabalıktan, şu bilgisayarlardan ve cep telefonlarından kaçıp sığındığımız bize özel bir cennet.
İçim ısınıyor her düşündüğümde, yaşama hevesim artıyor.
Her lafı geçtiğinde söylüyorum; “Gevende, Sigur Rós‘un Türkiye şubesi” diye. Yabancı olduğunuz diyarlarda, anlamadığınız dilleri konuşan insanlar içinde, geleceği zerre düşünmeden yaşamak gibi bu ikisi. Bol bol dinleyin bunları.
Şimdi yaptığınız her neyse, bi’ 5dk’lığına kenara bırakın. Korkmayın, 5dk ayırabilirsiniz kendinize. İzleyin üsttekini. Endişelendiğiniz her şeyin ne kadar “küçük” olduğunu farkedeceksiniz.
Turist olmak ne güzel aslında.