Pek hoşuma giden bir blogu paylaşayım diyorum; Today’s Lyrics.
Bir güzel fotoğraf ve üzerine güzel bir şarkı sözü. Bu kadar, daha fazlası değil.
Pek hoşuma giden bir blogu paylaşayım diyorum; Today’s Lyrics.
Bir güzel fotoğraf ve üzerine güzel bir şarkı sözü. Bu kadar, daha fazlası değil.
Üçnoktabir‘i bilir misiniz? Hani “Dediler ki” parçası Barda filminin müziği olmuş ve bir hayli sevilmişti.
Bir üzücü haber vereyim sonra devam edeyim, Üçnoktabir dağılmış; “Aaaa…” değil mi. Ama geride, Hande Yener’in Romeo isimli parçasının yorumunu bırakmış hediye olarak.
Normalde Hande Yener’in bir parçasının yorumlanmış olması beni pek ilgilendirmezdi ama bu parçanın ilginç kısmı şu; Altyapıda, Metallica‘nın Orion isimli parçasının riffleri var : ))
Manic Street Preachers‘ın yakında çıkacak olan yeni albümü “Journal for Plague Lovers“ın albüm kapağı İngiliz süpermarket zincirleri tarafından sansürlenerek satılacakmış.
Yani albümün üzerinde düz renkte bir poşet olacakmış. Aynen porno dergilerin üzerinde olanlardan.

Bu sanatsal görselde bile sansür ihtiyacı duyulması çok korkutucu. Şiddet unsurları içerdiği kanaatine varmışlar. Pek garip.
Her ülkeye bir SansüreSansür lazım sanırım.
Coldplay‘in son albümü Viva la Vida‘yı pek sevmiştim. Hatta biraz ileri giderek “Coldplay’in en iyi albümü” demiştim.
Viva la Vida’nın bence en güzel tarafı “tam” olması. Yani albümde, parçalar öyle güzel dizilmiş ki, “Evet, sonrasında tam da bu yakışırdı” dedirtiyor. Şahane bir bütünlük duygusu ve sonrasında gelen, defalarca döndürüp döndürüp dinleme : )
Gelelim sadede, Coldplay içinde çoğunlukla Viva la Vida’dan parçalar içeren karışık “LeftRightLeftRight” adlı albümü ücretsiz, indirilebilir olarak bizimle paylaşıyor.
Avrupa müziğine daha bi yakın hissediyorum kendimi, özellikle İngiliz Toprakları notalarla kutsanmış gibi.
Manchester İngiltere müziği için neyse Stockholm da İsveç için öle bi yer. Notası fazla kaçmış şehirlerden. LOWE de bu şehirden çıkıp iyi işler yapıyor. Scandinavian Alternative Music Awards 2005 ‘de en iyi grup seçildiklerinde parıldamaları İsveç te başlamıştı , şimdi parıltılar yayılmaya devam ediyor. Grubu, Synthpop, elektro-pop tarzı ile Depeche Mode, New Order veliahtı olarak tanımlamak çok iddaalı olabilir lakin bekleyip görmekte fayda var.
Bi’ tanecik The Shins‘imizden iki eleman ayrılmış. Klavyedeki Marty Crandall ve baterist Jesse Sandoval.
The Shins’in ruhu, solisti, o sofistike ama bir o kadar da içli şarkı sözlerinin sahibi James Mercer “Artık yeni şeyler yapmak istiyorum ve bunu yeni arkadaşlarla yapmak istedim. Ama o arkadaşlarla da kötü ayrılmadık, severim gençleri” gibi politik bir cevap vermiş bu duruma.

O kadar çok dinlenmesi gereken şahane albüm var ki, birçoğunu kaçırıyoruz. Varlığından yıllarca haberdar olmadığımız o güzel tınılarla hiç tanışmıyoruz.
Eskiden bu durum kabul edilebilirdi. Yeni çıkan bir albümün dağıtım yolları fizikselden öteye gidemiyordu. Dolayısıyla, dünyanın öbür ucunda çıkmış bir albümün ülkemizdeki müzik marketlere düşmesi ancak çok ünlenmişse mümkün oluyordu.
Müzik market dediğime de bakmayın. Şimdilerde böyle anar olduk onları. Yoksa, köşe başındaki terzi gibi bir dükkanın içinde kasetler satan amcalarımız olurdu, kasetçi derdik onlara.
Taş Oda, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan müzik gruplarının her dönem sonunda bir araya gelip, hafta sonu boyunca konserler vermeleri.
Çoğu ünlü grupların parçalarının yeniden yorumlanmasından (cover) oluşsa da aralarında sivrilip, Türk müzik sektöründe başarılardan başarılara koşanları da yok değildir; Badem, Sakin bunlardan…
Bu dönemki konserler, bu hafta sonu (9-10 Mayıs 2009) yapılıyor. Kaçırmamanızı tavsiye ederim. Ben kaçırmayacağım : )